» İsyanlarda Wikileaks Belgelerinin Rolü

İsyanlarda Wikileaks Belgelerinin Rolü

Tunus’ta başlayan isyanın Kuzey Afrika ile Arap ülkelerini etkisi altına alması sadece “halk isyanı” veya diktatörlük rejimine karşı başlatılmış bir “devrim” olarak
Paylas
İsyanlarda Wikileaks Belgelerinin Rolü
Ekonomi - 26 Şubat 2011, Cumartesi 13:41:10
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

nitelendirmek emperyalist güçlerin varlığını inkâra yol açar. Bu nedenle yirmi – otuz ve hatta kırk yıldır diktatörlük rejimi altında sesini çıkartmadan yaşayan halkların 2011 yılı itibari ile bir anda mevcut yönetime başkaldırıp, sesini yükseltmesi normal midir? Ya da Tunus'ta zabıtaların bir işportacının tezgâhına el koyması neticesinde işportacının kendini ateşe vermesi biranda hem Kuzey Afrika hem de Arap ülkelerinin halklarını yönetimlere karşı isyana mı teşvik etti? Yoksa sihirli bir değneğin dokunuşuyla yani küresel emperyalist güçlerin "insan hakları, demokrasi ve özgürlük" ihlalleri yönündeki kışkırtmaları neticesinde diktatör yönetimlerin baskısı altında ezilen halkın meydanlarda öfkesini dile getirmesi mi? Ya da işsizlikle, sefaletle boğuşup açlıktan yaşamlarını kaybeden bir toplum varda bu toplumun üyelerinin lüks içinde yaşayan hükümet yöneticilerini devirip ekonomik adaleti elde etmek için gerçekleştirilen bir halk isyanı mı?

İşte bu ve buna benzer sorulara cevap aramadan ve uluslararası politikaları gözden geçirmeden Tunus'ta başlayıp Cezayir, Ürdün, Yemen, Mısır ve Libya gibi ülkeleri etkisi altına alan olayları sadece işsizlik, açlık, yoksulluk ve yolsuzluğun tavan yapması neticesinde ezilen halkların devrimi veya diktatörlüklerin yıkılışı olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Sonuçta emperyalist güçlerin yirmi birinci yüzyılın sonlarına doğru başlatıp hala devam ettirdiği "böl – parçala – yönet" projeleri ile alakası olup olmadığının incelenmesi gerekir.

İsyanlarda Wikileaks Belgelerinin Rolü

Bilindiği üzere Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da yaşanan söz konusu gelişmelerden kısa bir süre evvelinde dünyayı etkisi altına alan wikileaks belgeleri, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait gizli bilgilerin yer aldığı gizli bilgelerdir. Ve Aralık 2010'dan itibaren internet ortamı aracılığıyla dünya kamuoyuna duyurulmuş belgeler olmasının yanında yayınlandığı andan bugüne değin söz konusu belge ve bilgilerin kimler aracılığıyla, hangi yollarla, hangi amaçlarla elde edilip yayınlandığı izah edilememiştir. Lakin söz konusu bu belgelerin internet ortamında paylaşılmasının ardındaki soru işaretleri aralanmadan belgelerde sözü edilen bazı ülkelerde mevcut otoritelere karşı halk isyanlarının baş göstermesi bir tesadüf olamaz.

Nitekim ABD Büyükelçisinin "… Bin Ali gitmeden hiçbir şey değişmez. Tunus'ta genç grupları destekleyelim. Yolsuzluklar işimizi kolaylaştırıyor…" sözlerinin yer almasının yanında yine" …Kuşkumuz yoktur ki; İsrail Hüsnü Mübarek'in ölümünden sonra Ömer Süleyman'ın başkan olarak atanmasından rahatlık ve huzur duyacaklar… Hacham, eğer Mübarek ölür veya görevini terk etmek zorunda kalırsa, İsrail, göreve gelecek kişi olarak Süleyman'ı görüyor…" sözlerinin de söz konusu wikileaks belgelerinde yer alması tesadüflükten daha çok net bir şekilde isyanlarla emperyalist güçlerin bağlantısını ortaya koymaktadır.

Öte yandan ABD'ye bakıldığında gizlilik açısından dünyanın en iyi korunma imkânlarına sahip bir ülke olmasından ötürü wikileaks belgelerinin gizlilik zafiyetinden kaynaklanan bir nedenle elde edilerek internet ortamından yayınlanması hemen hemen imkânsızdır. Ve bu belgelerin internet ortamından yayınlanmasının akabinde ABD yöneticileri nezdinde hiçbir yetkilinin yaşanan zafiyetle ilgili olarak istifasının veya görevden alınmasının gündeme gelmemesi de ilginçtir.

Sonuçta yaşanan bu depremin ardında bir güvenlik zafiyeti olsa bile bilgilerin sızdırılmasında görev almış en üst yetkili veya ilgili bakanın istifası veya görevden alınması beklenirken Dışişleri Bakanı Clinton'un üzgün olduklarını beyan etmesi ile yetinilmesi bu ilginçliği açıklamaktadır. Ve söz konusu belgelerin çalınma ihtimalinden daha çok ABD yöneticilerinin bilinçli bir şekilde belgeleri dünya kamuoyuna sızdırma ihtimali yüksektir.

Küresel Güçlerin Bölge Üzerindeki Planları ile İsyan Bağlantısı

Batılı devletlerin artan enerji ve yer altı – yerüstü maden taleplerini karşılayabilmek için Türkiye'yi de içine alan bir proje kapsamında gözlerini Ortadoğu'ya çevirmeleri neticesinde ABD ve İsrail öncülüğünde başlatılan "Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)"a karşı bölge devletleri ile bölge halkında oluşan anti sempati neticesinde "Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)" hayata geçirilememiştir. Emperyalist güçlerin bu proje ile hedeflerine ulaşamaması neticesinde hedeflerinden vazgeçmek yerine bünyesine farklı devletlerinde ilave edilmesi ile birlikte daha büyük coğrafyayı ve daha fazla amacı veya hedefi barındıran "Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP)"ile yollarına devam etmek istedikleri bilinmektedir.

BOP veya daha genişletilmişi olarak değerlendirilen GOKAP projelerinin kapsadığı coğrafyaya bakıldığında bugün Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da vuku bulan ayaklanmalarla arasında bir bağlantı olmadığını düşünmek imkânsızdır. Çünkü Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasını kapsayan bir projeyi hayata geçirmek isteyen güçler bölgedeki her türlü yönelimleri takip etmenin yanında bazı kuruluşlar vasıtasıyla veya bizzat kendileri tarafından kontrol altında bulundurdukları güçleri yönlendirebilmektedirler. İşte bu nedenle bu projenin kapsamı altındaki topraklardaki her türlü hareketi kontrol altına alarak olası değişimlerde oluşacak yönetimlerle iyi ilişkiler içerisinde olmayı tercih etme ihtimalleri yüksektir. Yani küresel emperyalist devletlerin veya güçlerin kuklası olabilecek yeni yönetim arayışları

ABD ile Yandaşları Halk İsyanlarını (Devrimleri) Neden Desteklesin?

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde vuku bulan bu başkaldırılar karşısında akıllara Mısır devlet başkanının ABD ve İsrail ile iyi ilişkiler içerisinde olmasından hareketle akıllara"ABD ve İsrail kendine yakın ismin devrilmesine neden yeşil ışık yaksın?" diye bir soru gelmesi normaldir.

Lakin ABD geçmişten beri toplum tarafından yıpranmış yüzlerin yerine yeni yüzlerin getirilmesi politikasını benimseyen bir uluslararası politika izlemektedir. Nitekim bölge devletlerine bakıldığında özellikle Mısır'ın İsrail'den taraf politikalar izleyerek Gazze şeridi ile Mısır arasındaki geçişi sağlayan Refah Kapısı'nı Filistinli Müslümanlara kapatması Mısır halkının yanında diğer Müslüman devlet ve halklarının tepkisini çekmesi aslında Devlet Başkanı Mübarek'e yönelik öfkelerin artmasına vesile olmuştur.

Olaya en basit olarak bu gözden bakıldığında Mübarek itibarını yitirmenin yanında halkın nezdinde yıpranmış bir yüz olarak yerini almıştır. Ve ABD'nin bu gerçeği kulak arkası etmesi imkânsız olmakla birlikte Mısır halkının devlet başkanı Mübarek'in diktatörlük rejiminin baskısı altında ezilip demokrasi ve özgürlük arayışlarını isyanlarla gündeme getirip devlet başkanını devirme olasılığının yüksek olmasından dolayı bu süreçte isyancılardan taraf politika güderek olası yeni yüzle iyi ilişkiler içerisinde olmayı planlanmıştır.

Hatta söz sahibi olmaktan taraftır. Ancak söz konusu isyanlarda ABD veya başka güçlerin ellerinin olmadığını savunanlar bu iddiayı komplo teorisi olarak değerlendirmektedirler. Onlara göre "ABD iyi ilişkiler içerisinde bulunduğu devlet başkanlarının devrilmesinden yana olmayacağı gibi bu tip hareketlere de gizli veya aleni bir şekilde destekte bulunamaz." Lakin SSCB'nin son Dışişleri Bakanı ve Gürcistan Devlet Başkanı Edvuard Şevardnadze Batı yanlısı bir devlet başkanı iken ABD ile Batı'nın çizdiği lider portresine uymadığı için 2003'de ABD tarafından devrilerek yerine gene ABD yanlısı Michael Saakaşvili'nin getirilmesi bu tezi çürütmektedir.

Ayrıca Yugoslavya'da NATO yardımı ile mevcut Batı yanlısı Miloseviç devrilerek gene Batı yanlısı Kostunitsa iktidara getirilmemiş miydi? Açığı geçmişte yaşanan bu ve bunlara benzer değişimler veya devrimler ABD ile batının hangi politikayı izlediğini aleni bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Nitekim ABD, Afganistan ve Irak'ta askeri yöntemlerle rejimi değiştirip kukla devletler yaratma yolunu tercih ederken şimdilerde savaşlarla hedefine ulaşmak yerine sivil yöntemlerle değişiklikler yaparak hedefine ulaşmayı tercih etmektedir. Yani halk hareketleri ile gerçekleştirilen devrimler ABD ve yandaşlarının hedeflerine ulaşmakta en büyük esin kaynağıdır.

İşte ABD kendi askeri gücüyle Ortadoğu ile Kuzey Afrika'da bataklığa saplanacağını bildiğinden kendini riske atmaktansa daha kesin ve daha ucuz bir yolla amacına ulaşmaya çalışmaktadır. Nitekim bu yolla geçtiğimiz yıllarda kendi öncülüğünde başlattığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'u daha doğrusu"Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP)"ni hayata geçirebilmenin ve hatta bölgedeki zengin enerji kaynakları ile yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip olabilmenin hesabını yaparak bu coğrafya devletlerindeki toplumsal sorunları bir araç olarak kullanmayı tercih etmektedir. Ve toplumlarda yaşanacak bir iç kargaşa veya iç savaş ABD ile yandaşlarının ekmeğine yağ süreceğinden belli sivil toplum örgütlerini kullanarak halkı kışkırtmıştır. Halkların diktatörlük baskısı altında ezilip yoksullukla, işsizlikle ve açlıkla karşı karşıya kalıp yolsuzlukların tavan yapmasını bir koz olarak kullanarak belli sivil toplum örgütlerini de bu amacına hizmette kullanarak halkın sokağa dökülmesinde etken olmuştur.

ABD "Demokrasi, İnsan Hakları ve Özgürlük İhlali" Masalıyla Dünya Jandarmalığına Soyunuyor

Vietnam, Kore ve Şili'de "demokrasi, insan hakları ve özgürlük" vurgusu yaparak katliamlar yaşatan ABD kendi projelerini gerçekleştirip dünyanın"tek süper gücü"olabilmek için karşısında gördüğü her gücü yok etmek için bu kavramlar ardına sığınarak işgaller gerçekleştirip katliamlar yapmayı kendine ilke edinmiştir. Nitekim 2000'lerin başında kıtalar ötesinden gelerek "demokrasi, insan hakları ve özgürlük" vurgusu yapıp Irak'ı işgal ederken paramparça olmuş, güçsüz bir Irak yaratırken yaklaşık iki milyon insanın ölümüne ve bir milyon insanın da kaybolmasına vesile olmuştur. Lakin dünyanın jandarmalığına soyunan ABD bugünde Ortadoğu ile Kuzey Afrika'daki isyanlarla ilgili yaptığı açıklamalarda da dünkü"demokrasi, insan hakları ve özgürlük"vurgusunu yenilemektedir.

Açığı bugün Ortadoğu'da veya Kuzey Afrika'da demokrasi, insan hakları ve özgürlükten yana tutum sergileyen ABD, kendi bahçesindeki yoksullukları, insan hakları, özgürlük ve demokrasi ihlallerini görmezden gelerek ve yandaşları ile de bölgede halkları ayaklandırarak oluşacak kargaşa ortamından yararlanmaktan yana bir politika izlemektedir.

Neden Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri?

Bugün isyan çıkan ülkelere bakıldığında Ortadoğu ile Kuzey Afrika'da domino etkisi yaratan isyanlar olduğu gözlenmektedir. Malumumuz daha öncede Orta Asya ile Balkanlar'da küçüklü – büyüklü isyanlarla hükümetlerin değiştiğine veya devletlerin etnik kimliklerden ötürü parçalandığına şahit olduk. Ve bu iç savaşlarla, isyanlarla Balkanlar ile Orta Asya küresel emperyalist güçlerin istediği biçimde şekillenmişti. Ve ardından da petrol, doğalgaz bakımından zengin Irak'ın işgal edilmesi ile Ortadoğu'ya adım atan ABD ile yandaşları parçalanmış, otorite yoksunu bir Irak yaratmakla yetinmeyerek "Türk ve İslam" varlığını yok etmeye çalışmaktadırlar.

Ayrıca bir taraftan dünya üzerinden Türklüğü, İslam'ı silmeye çalışırlarken öte yandan da artan enerji ihtiyaçlarını karşılama peşindeler. Bilindiği üzere dünyanın en önemli enerji kaynakları da Ortadoğu ile Kuzey Afrika bölgesindedir. Küresel emperyalist güçler savaş ile bu bölgede bir çakıltaşı dahi elde edemeyeceklerinin farkında olduklarından bataklığa saplanmak yerine bu bölgedeki muhalif grupları öyle veya böyle yanlarına çekerek veya bir takım sivil toplum kuruluşlarının aracılığıyla halkları isyana teşvik ederek amaçlarına ulaşmak derdindeler. Eğer Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında herhangi bir enerji kaynağı veya maden varlığı söz konusu olmamış olsa söz konusu bölgede ne bir isyan çıkardı ne de küresel emperyalist güçlerin bu denli ilgisini çekerdi. Söz konusu coğrafyadaki her türlü yeraltı ve yerüstü zenginlikleri nedeniyle halk isyanları vasıtasıyla değişimler yaratıp bölgeyi elde etmenin yollarını aramaya çalışmaktadırlar. Tekrar belirtmek gerekirse dünyanın en önemli petrollerini ele geçirmek için Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri

Tunus'un ardından Mısır ve Libya

Tunus Devlet Başkanı Bin Ali'nin isyancı grupların gösterileri karşısında görevini bırakmasının açısından olayların Mısır'a sıçraması ve Mısır Devlet Başkanı'nın göstericilere karşı direnmesine rağmen en sonunda pes etmesi aslında Arap devletleri açısından hayati bir gelişmedir. Çünkü Kahire, Arapların vicdanı olmakla birlikte Kahire'deki bir değişim veya akımdan Arap devletleri çok kolay etkilendiği için önemlidir. Nitekim Kahire'de göstericilerin isteklerinin yerine gelmesi hem Arap dünyasını etkisi altına almış hem de ABD için Kahire aşılmıştır.

Bu değişimin ardından gözlerin Kaddafi'ye çevrilmesi ve Kaddafi'nin görevden ayrılmasının istenmesi aslında ABD için Kuzey Afrika'da bir engelin daha ortadan kaldırılması demektir. Sonuçta 42 yıldır devlet başkanlığını yürüten Kaddafi, bölgede ABD ile yandaşlarının projelerine taş koyacak engel olmanın yanında zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olmanın anahtarıdır. Nitekim Kaddafi ülkesindeki tüm kaynakları devlet tekeline çevirerek millileştirmiş bir liderdir.

ABD'nin GOKAP projesini hayata geçirmesi için Kaddafi'nin devrilmesi şarttır. Lakin ABD'nin ve Libya'daki göstericilerin amaçlarına ulaşması yani Kaddafi'nin pes etmesi biraz zor olacağa benziyor. Çünkü Kaddafi Bin Ali ile Mübarek gibi erken pes edeceğe benzemediği gibi tüm imkânları ile en son ana kadar göstericilere karşı savaşmaktan yana tavır sergilemektedir.

Kaddafi'nin bu tutumu Libya sokaklarını savaş alanına çevirmenin yanında Kaddafi yandaşları ile karşıtları arasında bir iç savaş yaşatmaktadır. Ancak son günlerde bir iddia olarak gündeme gelen"petrol kuyularını ateşe verme" fikrini en son çare olarak "bana yar olmayanı size de yar etmem"şüncesi ile gerçekleştirirse bunun altından dünya devletleri bir araya gelse kalkamaz.

Nitekim Körfez Savaşı sırasında Saddam Hüseyin'in Kuveyt'teki petrol kuyularını ateşe vermesinin çevreye verdiği zarardan daha fazla zararı Avrupa hisseder. Ve Avrupa Devletleri üç – beş ay güneşi görmeye hasret kalabilirler. Sonuçta Kaddafi aşırı Arap Milliyetçisi olmasından ötürü Arapları bir araya getirmeye çalışırken Batı'nın dayatmasına boyun eğmez. Libya'daki gelişmelerin faturası ABD ile yandaşlarına çıkabilir. Sonuçta Libya kaybederse ABD ve yandaşları da kaybeder.

Kaddafi Devrilirse İran Karıştırılabilir

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki isyan hareketleri ile Libya'da Kaddafi'nin devrilmesi durumunda Suriye ve İran'a sıçrama ihtimali yüksektir. Çünkü coğrafyada meydana gelen hareketlere bakıldığında peşi peşine devlet başkanlarının devrilmesi işin gerçek yüzünü ortaya çıkartmakta ve GOKAP ile alakasını ortaya sermektedir. Ve rotanın önce Suriye'ye ardından İran'a kayması muhtemeldir. Sonuçta ABD açısından bölgede önemli bir engel olarak görülen İran'ın da kukla bir devlete kavuşturulması için önce Suriye'de bir değişimin yaşanması gerekir.

Nitekim ABD, etnik ve dini açıdan çeşitlilik arz eden bir yapıya sahip Suriye'de isyan başlatmak için "kimliksiz kürtleri" bir araç olarak kullanabilir. Sonuçta yaklaşık 350 bin civarındaki kimliksiz kürtler ABD için bir potansiyeldir. Ve geçmişte de Irak'ta Saddam Hüseyin'in devrilmesi için Irak'taki kürtleri kullanmamış mıydı? Aynı yolu Suriye'de denemesi de muhtemeldir.

Öte taraftan İran'da bir parçalanma yaratmak amacıyla Ahmedinejad'a karşı bir isyan hareketini teşvik etmeye çalışıyor. Nitekim ABD Başkanı Obama'nın geçtiğimiz günlerdeki "Ortadoğu'da genç ve enerjik bir nesil var ve daha fazla fırsat arıyor. Bu ülkeleri yönetiyorsanız değişimin önünde durmamalısınız. İran rejimi Mısır'da olanları kutluyor gibi davrandı ancak aslında içeride kendilerini barışçı biçimde ifade eden insanları döverek tam tersi icraat gösterdi. Artık zorla iktidarınızı devam ettiremezsiniz. Mutlaka belli bir oranda halkın rızası olmalı" şeklindeki demeci İran'daki hükümet karşıtlarını isyana davet etmeye yöneliktir. Sonuçta ABD, İran'la savaşa girme riskini göze alamadığından halk hareketi ile bir devrim yaşanmasından taraf olacaktır.

İsyanda Son Nokta Türkiye Olmadan GOKAP Projesi Gerçekleşmez!

ABD ile yandaşları Türkiye haricindeki coğrafyada hedefine ulaştığı takdirde yani Libya'nın ardına Suriye ve İran'da hedefine ulaştığı takdirde son basamak olarak Türkiye'yi görecektir. Şuan için ABD, her ne kadar Türkiye'yi kendine müttefik olarak görse de dostluktan daha çok hayaline kavuşması önemlidir.

Nitekim tarihte sekiz Haçlı Seferi ile amacına ulaşamayanların torunları olan küresel emperyalist devletler, bugün atalarının hayalini gerçekleştirmek için başlattıkları projeler ile Ortadoğu'yu, Orta Asya'yı ve Kuzey Afrika'yı ele geçirmeye çalışırken Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hem Türk hem de Müslüman bir devlet olmasının yanı sıra söz konusu coğrafyadaki tarihten gelen köklü birikimleri, ilişkileri, dostlukları kendi amacına hizmette kullanmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle söz konusu coğrafyadaki bugünkü bağlantılarını da kullanacak olmasından dolayı şuan Türkiye'nin desteğine ihtiyacı vardır ve Türkiye'de olası bir isyan hareketini en sona bırakmış olma ihtimali yüksektir. Yani bölge devletlerde oluşabilecek en ufak sorunda Türkiye arabulucu olmadan sorunu çözüme kavuşturamaz. Bu nedenle de projeyi hayata geçirebilmesi için Türkiye basamağını en sona bırakmış olma ihtimali çok yüksektir. Zaten ABD ile yandaşları şuan bölgede ne kalkınmış bir Türkiye'den ne de bitmiş bir Türkiye'den taraftır. Kendilerine muhtaç, kendilerine köle olan bir Türkiye istemektedirler.

Öte yandan Türkiye Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki gelişmelere kayıtsız kalamayacağından ve kendisinin de gelişmelerden etkilenme riski olduğundan dolayı gelişmeleri yakından takip edip iyi analiz etmelidir. Bugün yaşanan olayları diktatörlüklerin yıkılışı veya birer halk isyanı olarak görmekten daha çok ABD ile yandaşlarının bulunduğumuz coğrafyayı yeniden şekillendirmeye çalıştığını ve hedefte "Türk ve İslam" varlığını yok etmenin yattığını görebilmelidir. Ve de bölgede tarihten gelen gücünün farkına varıp bölgenin büyük gücü olarak hareket etmelidir. Bugün bu coğrafyanın lokomotifliğini üstlenecek bir güç veya devlet varsa oda Türkiye'dir.

Sonuç Olarak…

Tunus'ta başlayıp Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini etkisi altına alan bu isyanlarda gelinen noktada eğer ki Libya'da Kaddafi devrilirse bu isyanlardan ötürü korku nedeniyle kendi ülkelerinde bir takım yenilikler olarak reformlar yapan ülkelerde isyan bayrakları açılabilir. Ve bu isyanlar Cezayir, Fas, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Sudan, Ürdün, Suudi Arabistan, Irak, İran, Suriye gibi ülkelere ve hatta son olarak da Türkiye'ye sıçrayabilir.

İsyanların Cezayir, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkelere sıçraması dünya devletlerini ekonomik anlamda zarara uğratır. Çünkü bu ülkelerdeki zengin petrol kaynakları nedeniyle petrol üretiminin düşmesi veya durması durumunda 1973 yılında yaşanan petrol krizindeki ve daha kötü günlerin tekrar yaşanması demektir. Ayrıca bu devletlerdeki devlet başkanlarının petrol kuyularını ateşe vermesi onarılması güç sorunlar doğurur.

Elbette diktatörlük rejimleri halklar açısından kabul edilemez. Lakin diktatörlük dış destekli isyanlarla son buldurulmaya çalışılıyorsa buda kabul edilemez. Sonu belli olmayan bir meçhul yolculuğa benzeyeceği gibi bu dış güçlerinde masasında GOKAP denen bir proje varsa hem bölge devletleri hem de halkları dikkatli davranmak zorundadırlar. Dünyanın yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı ve de "Türk ve İslam" varlığının yok edilmeye çalışıldığı göz ardı edilmemelidir.

Ayrıca dünya jandarmalığına soyunan ABD'nin geçmişte "demokrasi, insan hakları ve özgürlük" vurgusu ile Vietnam, Kore, Şili, Afganistan, Irak gibi ülkelerde katliamlar yaşattığı ve en büyük ihlalleri kendinin yaptığı unutulmamalıdır. ABD ile yandaşlarının rotası ile yol alacak bir gemi hiçbir zaman doğru limana alabora olmadan zamanında varamaz.

Reyhan İŞERİ

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Yorum
Foto GaleriTÜMÜ
Video Galeri
Video GaleriTÜMÜ

ÇOK OKUNANLAR

SON EKLENENLER

ŞANS OYUNLARI


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

Gazeteler:

Hava Durumu


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

NAMAZ VAKİTLERİ :

Bekleyiniz
İçerik Yükleniyor...

SON YORUMLAR

BURCLAR


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

FaceBook

E-Posta Listesine Katıl

E-Posta Adresi:

Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Haber Kritik- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Haber Kritik Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin haberkritik@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. Ekonomik Veriler Bilgilendirme Amaclidir.Kullanimindan Dogacak Sorunlardan Sitemiz Sorumlu Degildir.En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir