Haber Kritik
» Asıl Kavga 88 Yıllık Birikim Ve Türk Milletinin Milli Kimliğiyledir

Asıl Kavga 88 Yıllık Birikim Ve Türk Milletinin Milli Kimliğiyledir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Grup Toplantısında konuştu Bahçeli Başbakan Erdoğan; nice dokunulmaz konu vardı, biz hepsine dokunduk derken haklıdır.Konuşulmayanların konuşulmasını sağladık sözleriyle doğru tespitte bulunmaktadır.Yazılmayanların yazılmasını, sorgulanmayanların sorgulanmasını sağladık sözleriyle de kendi açısından mantıklı ve yerinde tavır sergilemektedir. dedi
Paylas
Asıl Kavga 88 Yıllık Birikim Ve Türk Milletinin Milli Kimliğiyledir
Konuk Yazarlar - 29 Kasım 2011, Salı 11:51:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bahçelinin konuşmasından satır başları

Geçtiğimiz hafta sonu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Peygamberimizin, Mekke’den Medine’ye hicretinin gerçekleştiği Muharrem ayına girmiş bulunuyoruz.

Bu ay aynı zamanda, Müslümanların kalbinde ve zihninde hüznün, şiddetin ve acımasızlığın misalleriyle doludur.

Nitekim Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin ve yanında yer alanlar, Kerbela’da vahşice ve vicdansızca şehid edilmişlerdir.

Hicri 1372 yıl önce meydana gelen bu tarifi olmayan katliamın acı izleri, inananların gönlünde hala bir kor olarak durmaktadır.

Müminlerin, münafıklarla ve yüce dinimizi siyasete alet eden bedbahtlarla ebediyete kadar kapanmayacak mesafesi bu hüzünlü vakada bir kez daha kendisini göstermiştir.

Bu elim ve insanlıkla bağdaşmayan felaketin asırlarca Müslümanların yüreklerini kanattığı ve en derinden hissedildiği bir gerçektir.

Mezhebi, kökeni ne olursa olsun, tüm Müslümanlar bu müşterek acıyı, sızıyı ve kederi sahiplenmişler, yüzyıllardır da haklı yasını tutmuşlardır.

Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin; cesaretiyle, asaletiyle, haksızlıklara kafa tutan şanlı mücadelesiyle inananların ufkunda hiç sönmeyecek manevi bir parıltı olmuştur.

Ve inşallah sonsuza kadar da böyle kalacaktır.

17-21 Kasım tarihleri arasında Almanya’da bulunarak, Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun 27.Büyük Kurultayına iştirak ettik.

Göçün 50’nci yıldönümünde, Avrupa Türklüğüyle bir araya geldik ve bizleri gururlandıran coşkularına tanık olduk.

Türk kimliğini iftiharla taşıyan, Türk milletine mensubiyeti şuur düzeyinde benimsemiş aziz dava arkadaşlarımla ve gurbetçi kardeşlerimle hasret giderdik, özlemleri muhabbet ateşinde erittik.

Ne mutlu onlara ki, Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşuyorlar.

Ne mutlu onlara ki, millet aşkıyla hayatlarını sürdürüyorlar.

Ve ne büyük bir bahtiyarlık ki, ‘Ne mutlu Türküm Diyene’ sözünü seslendirmekten onur duyuyorlar.

Biz elbette bunun aksini hiç düşünmemiştik.

Taşıdıkları vatan ve memleket sevgilerinin, binlerce kilometrelik uzaklığı anlamsızlaştırdığını her fırsatta görmüş ve bununla da övünmüştük.

Avrupa Türklüğünün heyecanını, karşılıksız bağlılığını ve derecesi sürekli artan tutkusunu her gidişimizde yükselen bir seviyede görmek bizleri ziyadesiyle mesut etmiştir.

Onların sözleri sözümüz, yeminleri yeminimizdir.

Tahammülsüzlüğün kara lekesiyle yüzleri görünmez olan Neo-Nazi cinayetlerini bir kez daha kınıyor ve Türklere yönelik suikastların cevapsız bırakılmamasını istiyoruz.

AKP Hükümetini bu konuda daha aktif, duyarlı ve samimi olmaya davet ediyoruz.

Alman yönetiminin meseleyi saygı duruşlarıyla ya da günü kurtaracak açıklamalarla geçiştirmemesi için AKP iktidarına çok iş düşmektedir.

İktidarın siyasi tazyik ve diplomatik baskılarıyla, Alman yönetimini daha fazla harekete geçirerek bundan sonra yaşanabilecek cinayetlerin engellenmesi için seferber olması elzemdir

Ülkemiz, AKP iktidarının yol açtığı ve neden olduğu yıkım ve tahribatları ileri düzeyde yaşamaktadır.

Onuncu yılına giren bu zihniyet, istismar etmedik değer, aşındırmadık tarihi mesele, bükmedik milli konu, kavga etmedik toplum kesimi bırakmamıştır.

Ecdadımız Ermenilere sorgulatılmış, geçmişimiz Avrupalıların insafına bırakılmış, milli davamız Rumların küstahlıklarına havale edilmiştir.

Vatanımız bölücülere, dağlarımız teröristlere, demokrasimiz mandacılara, özgürlüklerimiz ise haysiyet fukarası batı yanaşmalarına peşkeş çekilmiştir.

Bir zamanlar kırmızı pasaport verdiğimiz peşmerge reisleri, bir yanda terörün mesajlarını iletir olmuşlar, diğer yanda ise tetik çeken elleri himaye etmekten çekinmemişlerdir.

Kanlı örgütün cinayetleri için yardım ve yataklık yapmaktan herhangi bir rahatsızlık duymamışlardır.

Türk milletine düşmanlıkta buluşan namertler bekledikleri tüm imkân ve kolaylıkları AKP’yle bulmuşlardır.

Aradıkları fırsatları AKP’de görmüşlerdir. İstedikleri tavizleri bu iktidardan almışlardır.

Başbakan Erdoğan; “nice dokunulmaz konu vardı, biz hepsine dokunduk” derken haklıdır.

“Konuşulmayanların konuşulmasını sağladık” sözleriyle doğru tespitte bulunmaktadır.

“Yazılmayanların yazılmasını, sorgulanmayanların sorgulanmasını sağladık” sözleriyle de kendi açısından mantıklı ve yerinde tavır sergilemektedir.

Ancak nedense dokunulmaz, konuşulmaz, yazılmaz, sorgulanmaz diye takdim edilen her meselenin açıldığı kapı Cumhuriyettir, Türk milletinin şerefi ve milli nitelikleridir.

Zira asıl kavga 88 yıllık birikimledir ve Türk milletinin çağları aşan milli kimliğiyledir.

Gerçek tahammülsüzlük Türkiye’nin üniter yapısına, toprak bütünlüğüne ve bin yıllık kardeşlik hukukuna yöneliktir.

Dersim isyanı hakkında yapılan yorumların, gündeme taşınan belgelerin ve şuursuz suçlamaların Türkiye’de ana gündem maddelerinden birisi haline geldiği ortadadır.

Başbakan Erdoğan bilmelidir ki; belge diye açıkladığı ve yaşanmış diyerek anlattığı hadiseler kardeşliğimize değil, ayrımcılığa prim verecektir.

Murat suyunun rengine kadar izahlarda bulunan bu şahsiyetin, çok tehlikeli bir oyun oynadığı tartışmasızdır.

AKP ile CHP işte bu konu etrafında bilek güreşi yapmakta, bir dönemin kapaklarını kaldırarak aslı astarı olmayan yaklaşımlarla, tarihimizi utanmadan hedef tahtasına haline getirmektedirler.

Dersim isyanının, ayaklanmasının savunulması adına AKP ile CHP tepişircesine birbirine sataşmakta ve sanal bir gündemle ülkemizin gerçek meselelerini kapatmaya uğraşmaktadırlar.

Oysaki gündem ağır ve vatandaşlarımızın sorunları fazladır.

Ekonomi alarm vermekte, toplumun her kesimi çığlıklarına kulak verilmesini istemektedir.

Nihayetinde bu iki parti de, aynı mantık ve eğilimle benzer görüşler sarfetmekte, yalnızca nüanslarda ayrışmakta ve ters düşmektedir.

Bizim için bu iki siyasi zihniyetin Türkiye’yi harap etmeleri, tarihten husumet çıkarmaları talihsiz olduğu kadar kabul edilemez bir sorumsuzluk ve vicdansızlık örneğidir.

Başbakan ve kol kola girdiği teslimiyet korosu ne söylerse söylesin; Dersim vakası bir isyan girişimidir ve Türk devletinin egemenlik haklarına küstahça meydan okumadır.

Bugünün PKK’sı, KCK’sı neyse, Dersim kalkışmasına tevessül edenler de aynısıdır.

Bu aşamada sormak isterim ki; bu zaman diliminde bölücü teröre karşı alınan tedbirlerin, yapılan operasyonların özrünü gün gelecek birileri de dileyecek midir?

Hükümetin talimatlarıyla görev yapan kamu görevlilerinden, gün gelecek tıpkı bugünkü gibi hesap sorulacak, isimleri kirletilerek verildikleri yerlerden sökülüp atılacak mıdır?

Ve özür furyası basiretsiz, kötü niyetli ama siyasi yetki almış ellerce sürdürüldüğü müddetçe bu devlet, bu coğrafyada nasıl yaşatılacak ve nasıl ayakta tutulacaktır?

Biliniz ki Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurucu kahramanlar demokrasiyi tabana yaymaya çabalarken, aynı zamanda da devlet kurmak için mücadele vermişlerdir.

Başbakan Erdoğan’ın yapısı ve siyasi meşrebi münasebetiyle bu söylediklerimizi içselleştirmesi ne yazık ki söz konusu bile değildir.

İtaatsizlerin, devletin ulviyetine göz dikmiş canilerin, milletin bütünlüğünü bozmaya çalışan çürümüşlerin Dersim isyanında neler yaptığını, kimlerin taşeronluğuna soyunduğunu ve hangi şirret hesaplara alet olduklarını tarih bütün safahatıyla ortaya koyacaktır. 

Unutmayalım ki bu isyan Türk milletine gözdağıdır, sindirme ve yabancıların gözetimi ve hedefleri kapsamında zehir kusan bir nifak faaliyetidir.

Nasıl ki Türk milleti kendisine ve devletine yönelik başkaldırıları tarihin hiçbir döneminde cevapsız bırakmadıysa, bunu da karşılıksız koymamıştır.

AKP, CHP ve yanlarında saf tutmuş Cumhuriyet karşıtları; isyancıların çetelesini tutup haklarını savunurken, Dersim isyanına giden süreci kasıtlı bir şekilde görmezden gelmişlerdir.

İster vicdanen, ister ahlaken, isterse de hukuken değerlendirilsin Tunceli’deki tahrikler Türk milletinin huzuruna, bağımsızlığına ve taşıdığı ruha hakarettir ve bunun için de isyanın başı hamd olsun ezilmiştir.

Buradan hareketle havaalanı isimlerinin değiştirilme tekliflerini ve Mustafa Kemal Atatürk’e kadar dayanan ithamları şiddetle red ve telin ediyoruz.

Lütfen düşününüz ve güvendiğim vicdanlarınızda şu sorularımın muhasebesini yapınız.

Dersim isyanının, 74 yıl sonra avukatlığına soyunanların ağızlarından, isyancıların katlettiği vatan evlatlarıyla ve olayları başlatan cinayetleriyle ilgili görüş ileri sürene hiç rastladınız mı?

Asteğmen İsmail Hakkı’nın ve yanında şehid düşen otuzüç askerin hakkını, hukukunu savunanı işittiniz mi?

İsyancıların başı Seyyid Rıza’nın derdine düşenler, karakolunda askerleriyle ansızın baskın yiyerek şehid olan gencecik asteğmeni nasıl izah edeceklerdir?

Az önce de vurguladığım gibi, bu nedenle Dersim isyanına karışanların, Mehmetçiğin kanına girenlerin bugünkü PKK’dan, bölücü KCK’dan hiçbir farkı yoktur.

Aradaki benzerliğe ve yakın illiyet bağına lütfen dikkat buyurunuz:

       Dün karakollar basılıyordu, bugün de basılıyor.

       Dün analar ağlıyordu, bugünde ağlıyor.

       Dün Mehmetçik bayrağa sarılı tabutuyla memleketine gidiyordu, bugün de gidiyor.

       Dün bölücülük yapılıyordu, bugün de yapılıyor.

       Dün köprüler yıkılıyor, yollar ve binalar kundaklanıyordu, bugün de aynısı yaşanıyor.

       Dün etnik ve mezhep karşıtlığından medet uman alçaklar vardı, bugün de vardır.

Ancak dünle bugün arasındaki en belirgin fark devleti yönetenlerdedir.

Şu ibretlik manzaraya bakın ki, dün Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kahramanlar varken, bugün etnik bölücülükle kucak açan, müzakere ve mütareke eden zihniyetler bulunmaktadır.

Şimdi Başbakan Erdoğan çıkmış, katliam diyerek sunduğu isyanla ilgili olarak; “eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum” diyebilmiştir.

Sayın Başbakan; bizzat sana hatırlatırım ki, Türk devlet geleneğinde böyle bir literatür yoktur.

Böyle bir melanet ve rezalet hiçbir dönemde vuku bulmamıştır.

Bu şekildeki bir pespayelik ve kifayetsizlik ancak seninle görünür olmuştur.

Öte yandan ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı da; devlet adına Cumhurbaşkanından özür beklediğini ifade etmiştir.

‘Özür’ koalisyonu bu şekilde kurulmuş ve saflar iyice belirginlik kazanmıştır.

Elbette bizim Başbakan Erdoğan’a ve ana muhalefet liderine söyleyeceğimiz çok sözümüz vardır.

Merakımız, bundan sonra daha hangi meselelerle ilgili özür dileneceğidir.

Sayın Başbakan;

      Malazgirt’te Bizans’ı yenerek Anadolu’ya adım atmamızdan dolayı özür mü dileyelim?

      Haçlı zihniyetine gününü gösteren kutlu ceddimiz adına af mı dilenelim?

       İstanbul’un fethinden dolayı üzüntülerimizi mi bildirelim?

      Celali isyanlarını bastırmaktan, isyancı başlarını tesirsiz hale getirmekten ve devlete sahip çıkmaktan dolayı nedamet mi gösterelim?

       Türk milletinin varlığından, nefes almasından dolayı bağışlanma talebinde mi bulunalım?

Nedir senin isteğin?

Amacını ve yapmak istediklerini net olarak milletimize açıkla.

Kimin adına ne diliyorsun?

Bu cüreti ve cesareti sana kimler veriyor?

Kimlerin ağzından konuşuyorsun?

Kimlerin düşüncelerini servis ediyorsun?

Sayın Başbakan; yanlış yoldasın, çıkmaz sokaktasın.

Arkana aldığın küresel güçlere fazla güveniyorsun.

Teslimiyetçiler de aynı tuzağa girmişlerdir.

Damat Ferit de aynı hataya düşmüştü.

Aciz, korkak, zavallı hükümeti de aynı çelişkilere batmıştı.

Yabancıların ilgisini kazanmak, işgali kabul ettirmek adına yapmadıkları çirkeflik, çarpıtmadıkları fikir, atmadıkları iftira kalmamıştı.

Milletimizin tarihini kötülemek, ecdadımızı soykırımcı olarak göstermek, isyanları bastıranları savaş suçlusu olarak sunmak olsa olsa bedeni burada, ama ruhu Batı’da bulunan kimliksiz ve köksüz zihniyetlerin düşeceği bir sapmadır.

Başbakan Erdoğan acaba;

       Çanakkale’yi bedenleriyle, kanlarıyla geçilmez yapanların şanlı mücadelelerinden,

       1919’da Samsun’a çıkarak musallat olan işgalcilerin kafasına inen kudretten,

      Sakarya’dan, Dumlupınar’dan, Büyük Taarruz’dan,

       Kurtuluş mücadelesinin adım adım inançla yürütülmesinden,

       İzmir’de, düşmanın denize hayalleriyle birlikte gömülmesinden,

       Cumhuriyet’in ilanından,

       Sözde Ermeni soykırımından dolayı özür dileyecek midir?

Arkasında da PKK’dan, İmralı canisinden, Türk milletinin tökezlemesini ve sonra da dağılmasını bekleyen yüreksiz ve insanlık müsveddelerinden özür dileyecek midir?

Başbakan Erdoğan ille de özür dileyecekse, yaptıklarından, verdiği zararlardan, milletimize yaşattığı hayal kırıklarından dolayı bunu yapmalıdır.

 



OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Yorum
Foto GaleriTÜMÜ
Video Galeri
Video GaleriTÜMÜ

ÇOK OKUNANLAR

ŞANS OYUNLARI


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

Gazeteler:

Hava Durumu


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

NAMAZ VAKİTLERİ :

Bekleyiniz
İçerik Yükleniyor...

SON YORUMLAR

Akkışla Genel Seçim Anketi

BURCLAR


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

E-Posta Listesine Katıl

E-Posta Adresi:

Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Haber Kritik- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Haber Kritik Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin haberkritik@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. Ekonomik Veriler Bilgilendirme Amaclidir.Kullanimindan Dogacak Sorunlardan Sitemiz Sorumlu Degildir.En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir