Haber Kritik
» İmralı Görüşmeleri Ve Fransız Tipi Suikastler

İmralı Görüşmeleri Ve Fransız Tipi Suikastler - Ahmet AY

Paylas
İmralı Görüşmeleri Ve Fransız Tipi Suikastler
15 Ocak 2013, Salı 08:26:54
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türklerle 850 yıldır kardeş olan Kürtlere 1924'ten sonra hayatta kalmaları için Türk olmaları dışında bir seçenek bırakmayan jakoben Kemalizm, ulusdevlet olmayı inkar ve asimilasyonla başarabileceğini sanıyordu.

Kemalistler, seküler-laik ulus inşasında Türk halkına da inancından dolayı zulmü reva görmüştü. Düşündükleri Türk-laik-munis (ve sürekli düşmanları tarafından yok edilmeyi bekleyen) 'paranoyak' bir millet oluşturmaktı.

Bu zihniyet yüzünden kendilerini öteki gören, dertlerini dinletemeyen, kendilerini ifade etmeye izin verilmeyen bu 'öteki'ler işi kalkışmalara, anarşiye, teröre, isyana kadar vardırdı.

Şeyh Said ile başlayan İslami itiraz, Seyid Rıza'nın kültürel-örfi-Alevi itirazıyla devam etti. Keza Anadolu'da da cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren İskilipili Hoca gibi dini itirazlara yol açan hareketler görüldü.

Bunların en uzun süreni, PKK ile başlayan ulusalcı Kürt kesiminin silahlı mücadeleyle hak talepleri oldu. 1978'de başlayan süreç, 1984 Ağustos'uyla yeni bir boyut kazandı. PKK militanları Bekaa Vadisinde gerilla eğitim alıyor, Suriye ve Irak üzerinden sınırı geçip karakol basıyor, köy yakıyor, korucu öldürüyordu. 1990'a az kala, PKK artık şehirlerde de eylemler yapmaya başladı. PKK ile mücadelede, PKK ve başta JITEM olmak üzere devletin rutin dışına çıkan güçlerinin sebep oldukları cinayetlerlerle, kayıplarla, faili meçhullerle 60 bin insanımız hayatını kaybetti.

Önceleri meseleyi "üç beş şaki" basitliğine indirgeyen yöneticiler, sonradan işin aslını öğrenip barış için PKK ile aracılar vasıtasıyla görüşmeye başladı. O yıllardaki aracılardan biri de duayen gazeteci Cengiz Çandar idi. Çandar, rahmetli T. Özal'ın temsilcisi olarak kimi görüşmeler yapmış ve bunun ilk ciddi karşılığını Mart 1993'te PKK'nın ateşkesiyle almıştık.

Hepinizin bildiği bu süreci neden anlattım?

Devletler bu tür durumlarda örgütlerle temasa geçerler, geçmişler ve geçmelidirler. Bu temas önce istihbarat elemanlarının sızması şeklinde olur. Daha sonra önlenemeyen bir sürece girilmişse karşılıklı olarak silahların susturulması için görüşülür ve müzakerelere başlanır. Bu durum istisnalar hariç her yerde böyle olmuştur.

Bizim ülkemizde, bir önceki yazımda da ifade etmeye çalıştığım gibi, hamaset öyle bir reddedir ki 'eli kanlı katillerle görüşülmez, öldürülür" diye sokakta bağırırsanız bir saatte binlerce insanı toplar ve bunlarla protesto mitingi yapabilirsiniz. Ama aynı sokakta "kardeşkanı dökülmesin, barış olsun" diye bağırsanız beş dakika içinde linç edilmeniz içten bile değil.

Ama şükür ki halkımızın kahir ekseriyeti sağduyulu davranıyor. Bütün kışkırtmalara rağmen 'yeter ki kan dursun' deyip Öcalan'la da, başkalarıyla da görüşmeyi yadırgamıyor. Hatta bu görüşmeleri gerekli buluyor.

İşte bunu bilen hükümet, temsilcilerini İmralı'ya gönderip kanın durması için çok önemli bir adım attı. Bu süreci gerekli, hatta geç kalmış bulanlar olduğu gibi, ihtiyatlı yaklaşanlar da oluyor. Tabi, hamasetten kaynaklı olarak görüşme sürecini doğru bulamayanlarla işi ihanete vardıranlar da var.

Dünyanın her yerinde benzeri konulardaki barış süreçleri böyledir. Bu tür süreçlere destek veren kesim de, sürece karşı çıkan kesim de kendilerince haklı argümanlara sahip olurlar. Ancak asıl unuttuğumuz bir şey var: Acaba gaziler, yüreği yanan anneler, ocaklarının ateşi sönen babalar bu konuda ne düşünüyorlar? Onlar bu yolda evlatlarını kaybettiler, bu sebeple annelerin-babaların sürece ilişkin düşünceleri çok çok değerlidir.

Ersin Gülaçar, astsubayken 2001'de ayağını kaybetti:

"... devletin attığı adımları farklı lanse edip, polemik haline getirilmesini biz anlamsız buluyoruz..." diyor ve süreci destekliyor.

Geçen yıl Bingöl'de PKK tarafından öldürülen onbaşı Sinan Şen'in Trabzonlu ailesi "başka Sinan'lar ölmesin, müzakereleri destekliyoruz" diyor. İman, onur, vicdan budur işte.

Şehit babası Mehmet Taştimur ve daha yüzlerce aile "barış olsun, başka anne ağlamasın" diyerek görüşmelere destek veriyor. Bunlar asker anneleri, peki, ya PKK'lilerin anneleri bu sürece nasıl bakıyor?

Pazartesi günü bir dostum hastanede tedavi altında olan bir anneyi ziyaret etmemi istedi. Bu anne 62 yaşında ve bundan 14 yıl önce oğlu dağda ölen bir anne. Kendisini ziyaret ettiğimiz anneye dostum, "... teyze, bana söylediklerini Ahmet Bey'e de anlatır mısın?" dedi. Anne, "Ez çi bèjîm, birîna me dayîkan pîr kur diçe. Ew kesè ku hemberè aşitîyè bin em ji wanre hemberî dikin. Bes bes bes bira welleh billeh bes/ben ne söyleyeyim, biz annelerin yarası çok derine iner. Kim ki barışa karşıdır, biz de ona karşıyız. Yeter yeter yeter kardeşim, vallah billah yeter" dedi.

Evet, ihtiyatlılar, endişeliler, eli şişeliler (kardeş kanı arayanlar) bu gereksiz ihtiyatınızı, endişenizi "aman çatışmalar olacak, çocuklarımız ölecek" diye gösterebilseydiniz genç yaşta toprağa verdiğimiz binlerce bekar gencimiz şimdi torunlarına karışmışlardı.

Sabote edilir diye endişe edenleri de anlıyorum. Ama birilerinin süreci tıkamak için elini tetikte tuttuğunu çok iyi biliyoruz. Tanıdık provokasyonlar bunlar. Mesela,

1990'lar bölgenin olağanüstü hal ile idare edildiği yıllardı. Belli aylarda MGK toplantılarında olağanüstü halin hangi illerde devam edeceği, hangi illerde sona ereceği ile ilgili kararlar alınırdı. Her MGK toplantısında hangi illerde olağanüstü halin kaldırılmasının görüşüleceği belliydi. Olağanüstü halin kaldırılması düşünülen illerde bir önceki toplantıdan bu son toplantıya kadar hiçbir olay olmamışken, toplantıya 1-2 gün kala olağanüstü halin kaldırılmasının görüşüleceği bu illerde suikastler, patlamalar olur ve tahmin ettiğiniz gibi söz konusu illerde olağanüstü hale devam kararı çıkıyordu. Tabi, olaylar da bir sonraki toplantıya kadar bıçak gibi kesiliyordu. Bu yüzden de bölgede davet edildiğimiz illere gidip gitmeyeceğimizi MGK toplantısında o ilin durumunun görüşülüp görüşülmeyeceğine göre belirlerdik.

Bu sorunun bitmesi için de barışa adım atıldığı her dönemde kundaklama meydana gelmişti. Geçen iki yazımızda barış süreçlerindeki sabotajları uzun uzun anlattık.

Şimdi de hiç beklenmedik yerde ilk provokasyon meydana geldi bile. Fransa'nın göbeğinde ve Fransa istihbaratının gözleri önünde biri PKK'nin kurucularından olan üç PKK'li kadın öldürüldü. PKK'nin kurucularından ve Almanya sorumlusu Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez vahşice katledildi.

Şimdi bu suikasti PKK başta olmak üzere Türkiye'ye de mesaj olduğunu unutur, PKK'nın iç sorunu olarak değerlendirirsek suikasti yapanların işini kolaylaştırmış oluruz.

Evet, Sekine Cansız'ın Bahoz Erdal ile arası 2008'den beri bozuk. Bu yüzden çok tatsızlıklar da yaşanmıştı, ama fotoğrafın bütününü görmezsek bu yorumla derin organizasyonun amacını öğrenemeyiz. Bu cinayetlerin birçok hedefi olsa da barış sürecine denk getirilmesi asıl hedefin bu süreç olduğu ve bu suikastler PKK'ye 'barışma, savaş' mesajıydı. Ağır ve acı olan mesajı -Av. Murat Çiçek'in ifadesiyle- 'Paris suikastinin mağduru PKK, hedefi Türkiye'dir' olarak okumamız gerekir. Kandil'e mesaj olan bu suikast, öteden beri derin Ortadoğu'ya yön veren aktörlerin bir organizasyonudur. PKK de, Türkiye de süreçte bu derin Ortadoğu ile mücadele edeceklerini unutmamalıdırlar. Bütün dirençlere rağmen STRATEJİK BİR ÜS GİBİ GÖRDÜKLERİ Suriye'yi kaybedenler PKK'yi de Türkiye'ye kaptırmak istemezler. Diğer önemli bir husus da Sayın başbakanın ziyaret etmekte olduğu kimi Afrika ülkesinin eskiden Fransa sömürgesi ülkeler olduklarını da düşündüğümüzde pazılın parçaları birleşiyor. PKK-Sömürgesi ülkeler-Suriye'nin kaybedilmesi... Derin Ortadoğu bu yüzden boş durmayacaktır. Bu arada İran-Fransız istihbaratının öteden beri kanka olduklarını unutmayalım. Derin Ortadoğu'nun bu sürece kolay kolay izin vermeyeceğini çok geçmeden bu olay üzerinden görmüş olduk. Her şeye rağmen bu derin organizasyonla başa çıkamazlarsa barışın olması mümkün değil. Kolay olmasa da süreci kesmeyerek derin organizatörlere tokadı yapıştırabiliriz.

Türkiye'de de buna benzer, hatta bundan daha acı eylemler bekleniyor. Bu 'geleneğin' olduğu bir ülkede sabotajlardan endişe edilir, ancak, sabotajların önüne geçmenin yollarını bulmak da yetkililere düşer. Bir önceki yazımda yetkililer ve PKK'lilerin eş zamanlı olarak "hiç bir sabotaj eylemi süreci baltalamaya gerekçe gösterilemez" derlerse bu endişelerimizin yüzde doksanına gerek kalmaz.

Bu yüzden ihtiyatı ve endişeyi anlıyorum, ama bunu ümitsizliğe ve süreci sabote etmek isteyenlerin iştahını kabartmaya vesile olacak boyutlara taşımayalım. Allah korusun, bu süreçte benzer sabotajlar görülürse bu bizi ümütsizliğe ve süreci ötelemeye sevk etmemeli. Yoksa kanımızdan nemalananların isteğine boğun eğmiş oluruz ki bu bizi daha büyük acılara sevkeder.

Bakın ihtiyat ve endişe sürece nasıl yaklaşmamızı sağlar:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi de gönlümüzü ferahlatan açıklamalarıyla sürece destek verdi. Ayrıca sulh için dualarda bulunarak hem sürecin sürmesinin faydalı olacağını dile getirdi, hem de bu süreçte başbakana destek verdiğini açıkladı. Sulhu yararlı görmeyen kesimlere de peygamber as. döneminde yaşanan Hudeybiye Antlaşması'nda alınan sonuçla cevap verdi.

Benim süreçle ilgili yeni bir endişem yok, eski endişelerimden dolayı da altmış bin kardeşimin öldürüldüğünü gördüm. Artık endişe değil, her ne olursa olsun barışı duymak, barışı koklamak, barışı solumak istiyorum.

Şunca yıldır elimden aldığınız barış meltemlerimi bana yasakladınız yeter, barışa kıymayın.

Twitter: @ahmetay_

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Yorum
Foto GaleriTÜMÜ
Video Galeri
Video GaleriTÜMÜ

ÇOK OKUNANLAR

ŞANS OYUNLARI


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

Gazeteler:

Hava Durumu


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

NAMAZ VAKİTLERİ :

Bekleyiniz
İçerik Yükleniyor...

SON YORUMLAR

Akkışla Genel Seçim Anketi

BURCLAR


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

E-Posta Listesine Katıl

E-Posta Adresi:

Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Haber Kritik- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Haber Kritik Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin haberkritik@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. Ekonomik Veriler Bilgilendirme Amaclidir.Kullanimindan Dogacak Sorunlardan Sitemiz Sorumlu Degildir.En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir