Haber Kritik
» İçe Dönük Milliyetçilik Asıl Şimdi

İçe Dönük Milliyetçilik Asıl Şimdi - Nurullah Çetin

Paylas
İçe Dönük Milliyetçilik Asıl Şimdi
14 Eylül 2016, Çarşamba 19:29:27
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Son zamanlarda iyi niyetli olduğundan şüphe etmediğim bazı arkadaşlar, anlaşılması, izahı güç, bazı kötü niyetlilerin istismarına açık, garip laflar etmeye başladılar. Mesela Ahmet Ünal bir yazısında şöyle diyor: “Ben milliyetçiliğin istikametinin ülke içine değil, dışarıya yönelmesine inananlardanım.

Yüzde 99’u Türk ve Müslüman kabul edilen Anadolu insanı, vatanında kime karşı milliyetçilik yahut İslamcılık yapacak! Korkularımızı yenmeli, öz yurdumuzda garip olduğumuz psikolojisini artık aşmalıyız.

Kendi ülkemizde kimse bize azınlık muamelesini reva göremez. Ülkümüz bize ait değerleri bayraklaştırarak yurtdışında dalgalandırabilmek olmalıdır. Medeniyet projelerimizle gündeme gelmeliyiz. Ufuk çizgimiz Sevr korkusu altında oylanan Misak-ı Millî’nin dar kalıpları ile sınırlanmamalıdır.

Gençlerin heyecanını yurt içinde küçük hedeflere yönlendirenler yayılır. Ülkücü gençleri Kazakistan’da Türk tarihi ve Türkçe üzerine lisansüstü çalışma yaparken görmek emelimdir. İslamcıları Akdeniz kıyılarındaki bütün Müslüman ülkelerde akademik araştırmalar yaparken izlemek hayalimdir.

Solcu gençler ise eski Sovyetler ve Çin’i âdeta baştan sona kuşatmalıydılar.

Ülkesine, diline, ırkına, dinine hizmet uzun boylu ve projeli çalışmalar gerektirir. Günübirlik tepkiler, temelsiz görüşlerle idealist olunmaz.

Gençliğin hayat ateşinin seviyesini ayarlamazsanız ya piştiği kabı taşırır ve kendi alevini söndürür ya da  “Kırk yıl oldu, kaynatırım kaynamaz” diyerek dövünürsünüz. Felaket senaryolarına ancak ideallerini kaybeden, davasına ve milletine güvenmeyenler teslim olur.”[1]

Ahmet Ünal’ın bu içe dönük, dışa dönük milliyetçilik meselesini Prof. Dr. Turan Güven, daha önce bir yazısında dile getirmişti. Şöyle demişti: “Dağılan imparatorluğumuzun her coğrafyasından göçler alan Anadolu’da, içe dönük bir milliyetçiliğin hiçbir siyasi geleceği yoktur. Ancak, yenik düşmüş bir medeniyetin çocukları olarak, topyekün dışa dönük bir milliyetçiliğe ihtiyacımız olduğunu da vurgulamak isterim.”[2]

Avrupa Birliği ve Amerika himayesinde ve onların yerli işbirlikçilerinin güdümünde etnik bölücü siyasetin iyice arttığı, etnik temele dayalı kavmiyetçiliğin demokrasi adına kutsanıp; kültürel, hukukî, siyasi birliktelik olan millet birliğinin yani milliyetçiliğin tamamen kavram kargaşasıyla ırkçılık olarak sunulduğu bu vasatta, Ahmet Ünal ve Turan Güven gibi arkadaşların böylesi bir söylemi, iyi niyetli bile olsa Türk milletini tasfiye amacındaki liberal faşistlerin ve ırkçı kavmiyetçi Kürtçülerin işine gelir.

Bu arkadaşların hassasiyeti milliyetçiliğin ırkçılık, mafyacılık, kavga gürültü ve dine önem vermemek olarak algılanması ise, bu konuda kimsenin bir itirazı yok. Zaten kimse milliyetçiliği böyle algılamıyor. Milyonda bir böyle algılayan varsa da bunlar milliyetçiliği bağlamaz.

Şimdi tamamen samimi olduğuna inanalım diyeceğimiz bu arkadaşların zihniyet yapısına ve bu söylemin nereye varacağına bir bakalım.

Milliyetçilik, bir defa dışarıdan ziyade içeriye lazımdır. Dışarıya milliyetçilik olmaz. Dışarıya karşı millet olunur. Dışarıda millet temsil edilir. Milliyetçilik, bir millete mensup olma şuurudur. Biz Türk’üz, Türk milletine mensubuz. Milletimizin sahip olduğu maddi ve manevi değerleri öğrenmemiz, korumamız ve geliştirmemiz milliyetçiliktir. Milliyetçilik, Türk milletini yüceltmektir, sorunlarına çare bulmak, bütün imkânlarını daha da geliştirmektir. Milliyetçilik, aynı millete mensup olmanın gururunun, sorumluluğunun, hak ve vazifelerinin idrakini taşımaktır.

Bir insanda milliyetçilik ruh ve şuuru yoksa onun milletine hizmet etmek gibi bir amacı da olmaz. Meseleye bu açıdan bakarsak İngilize, Almana, Afrikalıya Türk milliyetçiliği yapılmaz. Türk milliyetçiliği, Türk milletine yapılır. Milliyetçilik, Türk’e Türklüğünü, millî kimliğini hatırlatmak, tarihiyle, ecdadıyla, medeniyetiyle, diniyle övünme şuuru vermektir. Yani milliyetçiliğin istikameti zaten içe dönüktür.

Emperyalistlerin bize dönük olarak uyguladıkları zihinsel emperyalizm projelerinin temelini Türk’e Türklüğünü unutturmak, Türk’e Türk düşmanlığı propagandası yapmak yani Türk’ü mankurtlaştırmak oluşturur. Türk, Türk milliyet ruh ve şuurunu unutursa ne idüğü belirsiz kozmopolit bir çamur havuzunda yüzdürülürse kolayca güdülebilir, kolayca sömürülebilir; hatta kolayca yok edilebilir.

Tanzimat sonrası süreçte özellikle İngilizler, bizi “medeniyet enternasyonalizmi” içinde, 1917 sonrası süreçte Komünistler komünizm enternasyonalizmi içinde Türk milliyet ruh ve şuurunu yok etmeye ve bizi bu yolla kolayca sömürülebilir ve yedeğe alınabilir hâle getirmeye çalıştılar. Şimdilerde de Amerika, bizi globalizm enternasyonalizmi içinde iğdiş etmeye çalışıyor. Amerika’da içe dönük milliyetçilik, yüzde doksanlarda seyrediyor ama öbür taraftan bize milliyetçi olmayın diye emir veriyor.

Dışarıdan emperyalist devlet ve milletlerin Türk’e dönük bu mankurtlaştırma, milliyetsizleştirme, kozmopolitizm içinde kişiliksizleştirme projelerini anlayabiliriz de içerden bu tezgâha bilerek ya da bilmeyerek düşen arkadaşları bir türlü anlayamıyorum.

Bir zamanlar Çetin Altan adlı bir vatandaş, gazete yazılarında, milliyetçi tavır içinde olanları, sanki kötü bir şey yapıyorlarmış gibi sürekli Türk’e Türk propagandası yapmakla suçlar, alaycı bir ifade kullanırdı. Çetin Altan gibi dönemine göre sosyalist, dönemine göre liberal; ama her dönem milliyet karşıtı olabilenleri anlayabiliyorum.

Onların Batıya olan aşırı sempatilerini, bazen Marksizmin, sosyalizmin bazen liberalizmin sözcüsü olmalarını, bu kanaldan Türk’ün Türklük ruhunu yok etme çalışmalarını anlayabiliyorum. Ama Müslüman ve Türk olduğunu söyleyen arkadaşları anlayamıyorum. Aşırı din hassasiyetleri elbette takdire şayan, ama milliyet ruhunu yok edecek bir tavır da affedilecek bir şey değil. Milliyet ruhu yok edildiği takdirde Türk’ün bu coğrafyada barınması mümkün değildir.

İçe dönük milliyetçilik yapmak neden gereklidir?

Basın yayın dünyasında, üniversite kürsülerinde, siyasi partilerde, bazı sivil -pardon sefil- toplum kuruluşlarında hemen her Allahın günü Türk milliyetçiliğine, hatta Türk millet varlığına karşı büyük bir kampanya var. Türklerle, Türklükle, Türk tarihiyle, Türk’ün ataları, tarihsel, millî, dinî değerleri sürekli alaya alınıyor, suçlanıyor, kötüleniyor.

Türk’ün kafasına vura vura sen kötüsün, sen aşağılıksın, sen suçlusun, sen şu kadar Ermeni, bu kadar Kürt kestin, tarihinle yüzleş ve utan deniyor. Türk’ün parasıyla Türk’e Türk düşmanlığı propagandası yapılıyor. Türk, her gün din gayretiyle para verip Ermenicinin, Rumcunun, Kürtçünün, Amerikancının, liberal faşistin, şunun bunun kendisine yaptığı küfürleri gazete diye satın alıyor, televizyon diye seyrediyor, rahmet yağmış gibi bunları eline yüzüne sürüyor, dua niyetine huşu içinde, kendinden geçerek onları okuyor, dinliyor.

O hâle geliyor ki Türkiye’de Türk olup da Türk’üm demek utanılacak bir duruma getiriliyor. Çevremizde böyle propagandalarla, beyin yıkamalarla embesilleştirilmiş, uyuşturulmuş, mankurtlaştırılmış pek çok Türk vardır.

Öyle bir hava yayılıyor ki Türküm demek ırkçılık, ama filanım demek demokratlık, özgürlük, barışçıllık, kültürel haklar, insan hakları oluyor. Liberal faşistlerin ve saf İslamcı muhafazakârların yaydığı havaya göre Türklükten bahsederseniz kâfir, daha hafifiyle günahkâr, ırkçı, faşist olursunuz; ama Kürtçülük yaparsanız en büyük demokrat olursunuz, kutsal bir iş yapmış olursunuz. Bunun sonucunda ülkemizde maalesef Kürtçülerden çok, mankurtlaştırılmış Türkler, Kürt ırkçılığı yapmaktadırlar. Gazete ve televizyonlar bu entelektüel gevezelerle doludur. PKK’nın yapamadığını bu mankurt Türkler yapıyor.

Bu durumda arkadaşlarla soralım, Türkiye’de istikameti ülke içi olan bir milliyetçilik gerekli midir değil midir? Benim çocuğum Türküm demekten utanır hâle getirilmişse, ben dışarıya yönelik nasıl bir milliyetçilik yapacağım? Milliyetimden utanan ben, dışarıya hangi milliyeti pazarlayacağım?

İçeride milliyetçi bir ruh ve şuur kazanamamış bir Türk, dışarıda Türklüğü temsil etmek adına hangi heyecan ve hevesle başarılı çalışmalara imza atabilir? Hem sonra içeriye dönük milliyetçilik, dışa dönük milliyetçiliğin karşısında değildir ki. Bunlar birbirine zıt değil, ikisi birbirini bütünleyen unsurlardır.

Hangi içe dönük milliyetçi, ben bize ait değerleri yurtdışında bayraklaştırmak istemiyorum diyebilir? Var mı böyle bir şey? Hangi içe dönük milliyetçi, ben yurtdışında medeniyet projelerimizle gündeme gelmek istemiyorum diyebilir? Böyle diyen bir tane içe dönük milliyetçi görmedim. Kazakistan’da Türk tarihi ve Türkçe üzerine lisansüstü çalışma yapmayacağım diyen bir tane içe dönük milliyetçi var mı?

Arkadaş diyor ki: ”Yüzde 99’u Türk ve Müslüman kabul edilen Anadolu insanı, vatanında kime karşı milliyetçilik yahut İslamcılık yapacak!”

Kendi vatanımızda kime karşı mı milliyetçilik yahut İslamcılık yapacağız? Şunlara karşı: Atatürk’ün ölümünden bu yana hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin, hepsi için söylüyorum, vatan topraklarımızı, yer altı yer üstü zenginliklerimizi, kan dolaşım sistemimiz demek olan para toplayan ve para dağıtan kurumlarımızı, sinir sistemimiz demek olan iletişim kurumlarımızı, Millî Mücadelemizin, Cumhuriyetimizin, Atatürk’ümüzün Türk milletine kazandırdığı hayatî önem taşıyan değerlerimizi gâvura satanlara, peşkeş çekenlere karşı, siyasi irademizi Avrupa Birliği’ne bağlayanlara karşı, milletimiz istediği için değil; Avrupa Birliği istediği için kanun, Anayasa yapanlara karşı, yiyeceğimizden giyeceğimize, silahımızdan oyuncağımıza kadar her şeyimizi dışarıdan alıp, yerli millî üretimi yok eden ve önemsemeyenlere karşı, Türk’ü Türk vatanında, içeriye davet edilip efendi yapılmış yabancıların kölesi yapanlara karşı milliyetçilik yapacağız.

Türk vatanında, Türk devletinde gâvuru fabrika, banka, işletme, mağaza, maden sahibi efendi yapıp, Türk evladını da gâvurun kârını, işini, dükkânını, menfaatini bekleyen sade asker, güvenlik görevlisi, işçi, küçük memur, çiftçi adı altında köle yapanlara karşı milliyetçilik yapacağız.

Türk vatanında, Türk devletinde demokrasi adına Türk millet birliğini otuz bilmem kaç kavme bölüp her Allahın günü etnik siyasetle kavmiyetçilik yaparak, insanların etnik kimliklerini tahrik ederek Türk millet birliğini parçalayanlara karşı yeniden Türk millet birliğini kurma adına milliyetçilik yapacağız.

Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene!” veciz ifadesiyle farklı etnik kökenden gelen insanları ortak hukuki, sosyolojik, kültürel değerlerde birleştirerek bir millet yapmaya çalıştığı bu yapıyı ırkçılık diye yaftalayıp, asıl ırkçılığı etnik grupların etnik aidiyetlerini tahrik edenlere karşı, etnik siyasetle iktidarlarını sürdürmek isteyenlere karşı milliyetçilik yapacağız. Arkadaşlar kavmiyetçilikle milliyetçiliği birbirine karıştırmasın. Kavmiyetçilik bölücülüktür, milliyetçilik birleştiriciliktir.

Avrupa, Fransız Devriminden itibaren nasyonalizmi kendi içinde birleştiricilik, bize dönük olarak da ayrıştırıcılık bağlamında kullanmıştır. Avrupa, kendi içinde kavimden millete, milletten de Avrupa Birliğine doğru birleşme yönünde giderken, bizde tam tersini yapıyor. Önce Osmanlı Milletler birliğini parçaladı, şimdi de Türk millet birliğini kavimlere ayrıştırarak parçalamaya çalışıyor. Bu projeyi içerden destekleyen uygulama memurlarına karşı milliyetçilik yapacağız. Çocuklarımıza Türk milliyetçiliği şuuru vereceğiz.

Kime karşı mı milliyetçilik yapacağız? Türkiye’de, Türk vatanında, Türk devletinde Türk bayrağının yanında başka bir bayrak daha assak ne olur ki diyenleri, Türk bayrağını Avrupa Birliği bayrağının yanında iliştirilmiş sığıntı hâle sokanları, Türk devletine ve vatanına ikinci bir ortak millet yaratmaya çalışanları, bayrak dediğin bir bez parçasıdır, önemsizdir diyenleri hoşgörüyle karşılayan, onların terör eylemlerini, hatta kendilerine ettikleri küfürleri bile demokratik tepki eylemi olarak gören mankurt Türkleri bilinçlendirmek için içe dönük milliyetçilik yapacağız. 

Türkiye’de Türk malını, Türk değerlerini hor görüp hatta bunun dizisini de yaparak alay edenlerin, Türk’ü kendine, kendi varlığına yabancı ve düşman hâline getirenlerin Türk’ü mankurtlaştırma faaliyetlerine geçit vermemek adına içe dönük milliyetçilik yapıp Türklerin akıllarını başlarına getireceğiz.

Arkadaş, kime karşı milliyetçilik yapacağız, diyor. İlginç bir tevafuk ki Ahmet Ünal’ın yazısının çıktığı gün aynı gazetede Ertuğrul Özkök’ten bir alıntı yapılmış. Türklük ve Türk milliyetçiliği gibi bir derdi olmayan, gerektiğinde Türk milliyetçiliğini yok etmek için uğraşan, aslında menfaatinin dışında bir ilkesi, değeri, fikri ve ideolojisi olmayan Ertuğrul Özkök bile –bile diyorum, bu vurgu önemli- o yazısında içe dönük milliyetçiliğin ne kadar gerekli olduğunu ima edercesine isyan edip diyor ki:

“Son günlerde “Türkler”i neredeyse, dünyanın “Deccalı”haline getirmek isteyen vicdansız bir kampanya sürdürülüyor. İşte böyle bir günde, ayağa kalkmak ve bütün gücümle haykırmak istiyorum: “Arkadaş, ben Türk’üm...”

“Kendimi dünyanın en medenî insanlarından biri olarak hissediyorum. Türk aidiyetimle iftihar ediyorum.”…nedir alıp veremediğin “Türk”kelimesiyle? “Kürt”ü yücelteceğim diye “Türk”ü, “Türk gururunu” ayaklar altına almaya kalkmanın ne manası var? Nedir bu küçümseme, yok sayma; “Türk’üm” diyen herkesi “faşist”, “ırkçı”diye damgalama sevdası. Yani “Su küçüğün, aşağılanma büyüğün”;öyle bir şey mi... Olmaz arkadaş, olmaz. Bu aşağılama ile, bu nobranlıkla, bu “Kürtler milliyetçilik yapabilir, ama Türkler yaparsa faşist olur”kafasıyla Kürt sorununu çözemezsin.”[3]

Demek ki Türkiye’de Türklüğü aşağılayanlara karşı içe dönük milliyetçilik çok zaruri bir hâl almış.

Arkadaş diyor ki: ”Yüzde 99’u Türk ve Müslüman kabul edilen Anadolu insanı, vatanında kime karşı milliyetçilik yahut İslamcılık yapacak!”

“Keşke bizi İngilizler yönetseydi daha mutlu, daha özgür olurduk” mealinde laflar eden tesettürlü saf Müslüman Türk kızlarımıza İngilizlerin, Amerikalıların; Fransızların İslam ülkelerinde Müslüman kadınlara ne gibi zulümler yaptığını, hatta Mütareke döneminde İngiliz işgali altındaki ülkemizde İstanbul’da, orada burada çarşaflı Türk kadınlarına İngiliz, Fransız, Yunan asker ve subaylarının nasıl hakaret ettiklerini, Maraş’ta Sütçü İmam direnişinin Fransızların Türk kadınının çarşafına saldırdığı için başladığını anlatabilmek için içe dönük milliyetçilik yapmak gerekir değil mi? İçe dönük milliyetçilik olsaydı bu hanım kızlarımız böyle der miydi?

Kimi saf insanlar da kozmopolit bir İslamcılık, Müslümanlık gayretiyle “seccademi serebildiğim yer vatanımdır” diye ne idüğü belirsiz bir vatan anlayışı benimsemişler. Bunların millî şuurları dumura uğradığı için vatan kaygısı gütmemeye başlamışlar. “Vatan sevgisi imandandır” ilkemizi de yok saymışlar.

İstiklâl Marşı’mızın o derinlikli, sarsıcı vatan hassasiyetinden nasip almamışlar. Şehit kanlarıyla sulanmış ecdad yadigârı bu kutsal vatanımızı yabancıların işgal etmesini, ele geçirmesini basit, sıradan bir olay olarak görmeye başlamışlar. Müslüman Türk vatanının onun bunun vatanı olmasını normal görmeye başlamışlar. İşte bu anlayışa karşı içe dönük milliyetçilik yapmamız lazım.

Bu arkadaşlara anlatmalıyız ki, Müslüman Türk’ün kendi bağımsız siyasi iradesinin hâkim olmadığı, kendi devletinin olmadığı bir yer, vatan değildir ve orada İslam’ını da tam manasıyla yaşayamazsın, hayata geçiremezsin. Zira İslam, sadece seccadeyi serip namaz kılmaktan ibaret değildir.

İslam bütün bir toplumsal hayatı kuşatır. Evden sokağa, sanattan mimariye, ticaretten gündelik hayata kadar her şeyimizi belirleyen bir kültürel zemin ve kaynağımızdır. Vatan, millî kültür ve medeniyetimizin tekevvün ettiği, oluşup serpildiği bir kutsal mekândır.

Hem ferdî ve hem de toplumsal anlamda Müslümanca bir Türk hayatı yaşayabilmemiz, Türk-İslam kültür ve medeniyetini hem koruyabilmemiz hem de özgün hâliyle geliştirebilmemiz için tamamen kendimizin hâkim olduğu, bize ait olan, sadece bizim tasarrufumuzda olan bir vatana ihtiyacımız vardır. Müslüman Türk milletinin çocuğundan yaşlısına kadar çok sağlam bir içe dönük milliyetçi eğitime ve şuurlanmaya ihtiyaç vardır.

Ayrıca kime karşı mı İslamcılık yapacağız? Şunlara karşı: Misyonerlik faaliyetlerine kolaylık sağlayıp, Müslüman Türk evlatlarını parayla, şununla bununla kandırarak onların Hristiyanlaştırılmasına zemin hazırlayanlara, “Allah katında tek din İslam’dır” inancımızı söyleyemez, okuyamaz hâle getirenlere karşı, dinler arası diyalog diye tek doğru, tek Hak din olan saf İslam’ımızı cıvıklaştıranlara karşı, İslam ahlakımızı yok edip Amerika’nın, Avrupa’nın kokuşmuş ahlaksızlığının vatan evlatlarının damarlarına sirayet etmesine zemin hazırlayanlara karşı, Türk çocuklarına İslam’ı doğru düzgün öğretmeyenlere karşı da İslamcılık yapacağız.

Arkadaş diyor ki: ”Yüzde 99’u Türk ve Müslüman kabul edilen Anadolu insanı, vatanında kime karşı milliyetçilik yahut İslamcılık yapacak!”

Arkadaşa deriz ki, özellikle Tanzimat’tan beri dışarıdan Batı emperyalizmi, içerden yerli işbirlikçileri, Türk’ün milliyetçilik ve İslamcılık damarına saldırmış, bu iki temel değerini yani millî ve dinî değerlerini hedef tahtasına koymuştur. Türk’ün Türklüğünü ve Müslümanlığını yok edebilirse, unutturabilirse onu nasıl alt edebileceğini görmüştür.

Toplulukları yüzyıllar süren tarihsel akışları içinde harmanlayarak şuurlu, yekpare millet ve daha geniş çapta ümmet hâline getiren iki temel unsur, dil ve dindir. Başka faktörler de vardır, ancak genellikle en etkili iki unsur bunlardır. Batı kaynaklı emperyalist politika üretici ve yürütücüleri parçalamak ve güdümlerine almak istedikleri milletleri çözüp dağıtmak için bu iki temel kurumu yok etmeye çalışırlar. Tanzimat’tan beri bizim üzerimizde oynanan Batı oyunu da budur. Nitekim Ziya Paşa, Terkib-i Bend’inde şöyle der:

“İslâm imiş Devlet’e pâ-bend-i terakki

Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı”

(Devletin gelişip ilerlemesinin önünde ayak bağı İslam imiş. Önceleri böyle bir şey yoktu, bu söylenti yeni çıktı.)

“Milliyeti nisyân ederek her işimizde

Efkâr-ı Freng’e tebaiyyet yeni çıktı”

(Her işimizde milliyetimizi, millî yapımızı ve değerlerimizi unutarak Avrupalıların fikirlerine uyma işi yeni çıktı.)

Görüldüğü gibi dilin ördüğü millet (Ziya Paşa’da “milliyet”) ve dinin örgülediği ümmet (Ziya Paşa’da “İslam”) yapısı ve değerleri, Tanzimat’tan beri Batı tarafından hedef tahtasına oturtulmuştur. Batı, Osmanlının millet ve ümmet yapılarını çözüp parçaladığı an emeline ulaşacağını anlamış ve başarmıştır da. Osmanlının yıkılışı da bunu aynen doğrular.

Demek ki Ziya Paşa da işin farkına varmış ve içe dönük milliyetçilik ve İslamcılık yapmanın gereğini o da anlamıştır. Ahmet Ünal ve Turan Güven gibi aslında halis niyetle düşünen, gördükleri bazı küçük hataları ve münferit sapmaları genelleme hatasına düşen arkadaşların da din ve milliyet gibi iki temel değerimizi içerde daha da tahkim etmemiz gerektiğini anlayabileceğini umuyorum.

Bugün İslamcılık, cemaatçilik, tarikatçılık adına Türk milliyeti unutturulup Avrupa Birlikçiliği, Amerikancılık, Kürtçülük gibi Frenk fikirlerine tabi olma hastalığı yaygınlaşmıştır. Bu hastalığa karşı içe dönük milliyetçiliğe daha da hız vermemiz lazım, vesselam.



[1] Yeniçağ Gazetesi, 20 Ağustos 2010

 

[2] Haber Ajanda Dergisi, Kasım 2008, s.66

 

[3] Hürriyet, 19.8.2010

 

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Yorum
Foto GaleriTÜMÜ
Video Galeri
Video GaleriTÜMÜ

ÇOK OKUNANLAR

ŞANS OYUNLARI


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

Gazeteler:

Hava Durumu


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

NAMAZ VAKİTLERİ :

Bekleyiniz
İçerik Yükleniyor...

SON YORUMLAR

Akkışla Genel Seçim Anketi

BURCLAR


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

E-Posta Listesine Katıl

E-Posta Adresi:

Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Haber Kritik- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Haber Kritik Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin haberkritik@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. Ekonomik Veriler Bilgilendirme Amaclidir.Kullanimindan Dogacak Sorunlardan Sitemiz Sorumlu Degildir.En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir